| |
Bilirmisiniz kimem ben
Kerkük Türktür Türk kalacak
Bunu bütün yer bilecek
Adı dili türk olacak
Türk demektir,Kerkük demek
Türk demektir bir dik demek
Düşman için bir yük demek
Türkmendi ilimizdir
Türk dili dilimizdir
Ulu tanrı belimizdir
Vatan aşkın sezmeyenler suçludur
Bizler degil,tarih bize borcludur
Millet azmi iradeyle güçlüdür
Yeter zillet,yeter cefa!
Ne olur görsek bir gün sefa
Hastamızda bulsun şifa
Üzülme Kerkük hele biz varız
Ölünceye kadar biz sana yarız
Türkmeniz,şanlıyız temiz insanız
Bağır yüksek,Türk Türküm ben
Tanılanım sor gör kimem ben
Kerküklüyüm kanla canla ben.
Emir Kerküklü
Şerh Yazın / Oxuyun
**
Aslan Quliyev / Anam, Anam / Hikaye
Güz güneşi küruba eğilende mazot ve ayçiçek kokan sokaklarda dolaşdıkca
kalbinde acılı duyqular baş kaldırıyor, büyük şehirde kendisini yabancı, garip
hiss ediyordu. Kızların gülüşleri, evler, arabalar, kaldırımların kenarındakı
tuzlu topraklardan kalkan güz çiçekleri, şam ağaçları bile ona yabancı geliyordu.
Çatıları kırla örtülmüş özel evlerin, binaların arasındakı taşlı, çakıllı
patikayla gidiyor, hangi evin kapısını vuracağını kesinleştiremiyordu. Nihayet
lacivert rengli demir kapının önünde durup kapıya vurdu. Kapını köy kızlarına
benzeyen boyasız, bezeksiz güzel bir kız açdı. Çiçekli keten elbise giymiş,
saçlarını arkaya verib kalın ökşü hörmüş, yüzü, boynu güneşde yanıp tunc rengi
almış kız yalınayak idi, ayaklarına kına yakmıştı. Kendisini kaybetmiş halde
sıkıntıyla konuştu.
- Bana kıralık...
- Selamı kim verecek? - kızın yüzünden şımarıklık, yaramazlık yağıyordu.
- Küsura bakmayın.. selam, - kızardı, ayağı kınalı kızın karşısında k
endini kaybetdi.
- Dedemi bekleyin!
Böyle deyib gölgesi tüm avluyu sarmış tut ağacının dibindeki kaldırıma
koyun derisi astı. Geçib oturdu, avlunun beton döşemesi yeni yıkanmışdı, kınalı
ayakları ile suyu hala çekilmemiş avluda dolaşan kıza merakla bakıyor, dağ
irmağında yalınayak halı, kilim yıkıyan, gözleri yol çeken, bakışlarında gizli
hasret seraplanan güleyen köy kızlarını hatırlıyordu. Halını ağacla dövüyordular,
etrafa berrak su damlaları sıçrıyor, damlalar güneş işıklarında elegimsağma gibi
rengden renge çalıyor, kızların gülüşleri irmağın şırıltısına karışıyordu.
- Deden hemen gelirmi? - sordu.
- Sıkıldınmı? - kızın sesi can yakıyordu - Diyorum yani...
- Yani ne?
Tutulub kaldı, kız konuşmaya aman vermiyor, kızın sert, istehzalı bakışları
altında sıkılıyor, lafını söyleyemiyordu. Kız değil diken dikerdi, ev sahibinin
torunuysa, işler karışıyordu, burda ona kiralık oda verseler bile, bu kızla bir
avluda yaşamak, her gün onunla karşılaşmak sorumsuz ötüşmeyecekdi.
"Bizde dügün gecesi kına yakıyorlar, - gülümseyerek dedi, kızla laflamak
arzusunda deyildi, ancak sessizliğe de alışamıyordu. Kızın merakla dinlediğini
hiss edib de daha hevesle konuşuyordu. - Kızlar gelinin başında toplanıyorlar,
kınalanıyor, ellerine, ayaklarına kına koyuyorlar. Biz de yaylalara gideriz,
ardıc meyvesi, geven yağı toplar, taşların kınasından elimize ayağımıza yakarız".
Kız ona hayretle bakıyordu, sanki başka gezegende gelmiş birilerini görmüştü.
Neyse dimek istiyordu ki dedesi geldi. Kişi boş odası olduğunu dedi ve dut ağacının
solundakı odanın kapısnı açıb ona gösterdi. Oda hoşuna gitdi, fiyatı da uyqundu,
pazarlaşmadan razı kaldı.
Şeylerinin yerleşdirenden sonra ilk işi annesine mektub yazmak oldu, etraflı
yazıyordu, nasıl geldiğini, iş, kiralık ev bulduğunu, adresini. Sonra da teypi açıp
İbrahim Tatlısesin muhteşem, tüyler ürperden sesle okuduğu "Anam, anam" şarkısını
dinledi, bu şarkıdan doyamıyordu. Babasını görememişti, babası o kundakdayken
ormanda kaplan öldürmüştü, yaralı kaplanın önünden kaçmamıştı. Talibi çok olsa da
annesi bidaha evlenmemiş, tek başına onu büyütmüşdü.
Kızın adı Nergiz idi, yaramazlığı, sert konuşması olsa da, ilk bakışdan
göründüğü gibi yaramaz değildi. Universitede okuyordu, sabahlar bazen avluda
karşılaşıyor, otobüs durağına birlikde gidiyorlardı. Kız onun odasına da geliyordu,
onunla çay içiyor, laflıyordu. Vakti oldumu yemek pişirmeye, giysisini ütülemeye
de yardım ediyordu. Yine de akşam tarafı kapı vuruldu açıldı, genç kızdı, amma
garib, cocuk karakteri vardı, kapını vurmadan açıyordu.
Birlikde çay içtiler, kız çayı fincandan üfüre üfüre içiyordu. Babam sizin
taraflarda olub, - yüzü yaramaz bir tebesümden işıklanmış halde konuşuyordu.
- Gidib ormana çıkıyor, görüyor ormanın ortasın da büyük çadır, etrafında da dokuz
küçük çadır var. Sorarken, bu ne ? Demişler ki, ortadakı çadır erkeğin, etrafındakı
dokuz çadır eşlerinin. Siz hepiniz mi böylesiniz? Sen kaçıyla evleneceksin?
"Eskilerde olub öyle haller, - kendi yerlerini savunmağa gayet etti. - Bence senin
gibisine rastlasaydılar... "Utanmaz! - kız onun elinin üstünden vurdu. - Benim neyim
var ki?
Kız gitdikden az sonra dedesi geldi, suratını asmışdı. Pencerenin önünde oturub
sigar yakıb,durmadan içiyor, adamın gelişinin iyiliğe olmadığını anlıyordu. Evden
çıkmalısın, dedi, habsde olanlar benim kiracım olamaz. Bir söz demeden kabul etdi.
İtiraz edeceğini, azından zaman isteyeceğini bekleyen adamı onun derhal kabul etmesi
şaşırtmışdı. Niye habse düşdüğünü sordu, maksadi ne kadar adeletli iş yapdığına emin
olmakdı. Adam öldürdüğünü dedi.
Adam onun habsde olmasını öğrenmiş, ancak hırsızlık, kuldurluk yapdığını zann
etmişdi, şimdise adam öldürdüğü belli oluyordu. Katili evine burakmışdı, gönüllü,
kendi isteğiyle! Niye öldürdüğünü sordu, o da gönülsüz halde konuşuyordu.
Cavan, bıyıkları yenice terleyen çavuş idi, Sovyet Ordusu için küçük komandirler
hazırlayan kursu yenice bitirib gelmişdi. Sıraya gecikdiyi için anasına sövdü.
Düşünmeden otomotikden çavuşa ateş açdı. Bu o kadar ani oldu ki kimse ona mane
olamadı. Çavuş meydanın kenarındakı çimende uzanmıştı, yarasından kan kaynayıb
akıyor, yeşil otlar, ufak sarı çiçekler kana boyanıyordu. Pişman degildi, ancak
gözlerinden sonsuz acı yağan, çalışmakdan elleri kabalaşmış başına yun şal salmış
rus kadının önünde vicdan ezabı çekiyordu. "Oğlumu niye öldürdün?" - kadın sordu.
"Anama sövdü", - kafasını yukarı kaldırmadan dedi. "Onun da annesi ola bileceğini
düşündün mü?" "Yok, - dedi, - annesi olan annayı sövemezdi".
Mahkemede kadın cezasını yüngülleşdirsinler deye hakime yalvarıyordu. Geniş
yürekli rus kadınına kulak asdıkca ağlıyordu. Ona söz verilende kadına tutdu yüzünü.
"Beni aff edin! - dedi. - Anama sövmeseydi onu öldürmezdim!" "Allah bağışlasın!"
kadın dedi. Şimdi bile o kadını hatırlayanda utanc duyuyordu.
Adam hayret içindeydi, bundan ötrü adam öldürürler mi? Rusyada anaya sövmek
mütevazi bir şey, orda kızlar da ana sövüyorlar.Adam yeniden sigara yakdı, tutkundu,
bakışları dalğındı, sanki şuraya ne için geldiğini unutmuştu. Onu zor durumda
burakmak istemedi.
- Ne zaman çıkmalıyım? - sordu.
- Kal, -adam ayağa kalkdı. - Annemin hatrına. 37-de ilk habs olunanlardan idi.
Günlerin birinde komşuların bizi kafası kesimiş halde bulacaqlarını da istisna etmiyorum.
Dedesinden farklı olarak onun keçmişni öyrenen Nergizin ona münasibeti
değişmemişti, ancak iğnelemeğinden de kalmıyordu. Akşamlar tut ağacının dibindeki
kaldırımda oturanda ona ilişiyor, sancmak fürsetini elden vermiyordu. Köye gittiğinde
benim için taşların üstündeki kınadan getirirsin diyor, sonra ise aniden soruyordu:
- Düğün gecesi yalnız gelin mi kınalanıyor?
-Yok, köy kızlarının hepsi, - kızın hanki maksadla sorduğunu bilmediğinden sade
lehçesiyle cevap veriyordu.
- Peki bey?
- Beyi de hamama gönderiyorlar, - gözüaçık olmaya çalışıyordu.
- Sonra? - kız kahkaha patlatiyor, öylece gülüyordu. - Sonrasını demedinse,
şehre gelmeğin hayıra olub, kültüre doğru azacık da olsa ileriliyorsun.
Ona iş işden keçenden sonra kızın kınayla, böyle neye nail olmak istediği
anlaşılıyordu. Sonra da onun odasında çay içiyordular. Kız bir kayda olarak
bacaklarını biri birinin üstüne aşırıp otururyor, çayını üfüre üfüre fincandan
içiyordu. Onun her akşam anasına mektup yazdığını biliyordu, çoğu zaman da mektupları
posta kutusuna atmaya kız götürüyordu. Yiniden mektupu kıza verince:
- Senden de yazmışım, - dedi.
- Ne yazıbsın? - kız merakla sordu.
-Yazmışım ev sahibinin güzel bir torunu var...
- Bir az uslu olsana ya! - çayını içmekden kalmayan kız onu uyardı.
- Peki ne yazım, ev sahibini kızı çirkinmi yazım?
- Yazmağın şartmı, hiç bir şey yazma.
Kız sinirlenmişdi, çayını içen gibi yanakları allanmış halde çekib gitdi,
ancak mektubu da götürdü.
Nergiz tüm günü yalınayak gezdi, gece uyumağa gidende ise beton dosada
oturuyor, hortumla dizden aşağısını yıkıyordu. Köy kızlarınını ayaklarını hatırladan
güzel kınalı ayaklardan gözlerini çekemiyordu. Kız kendisini görmezliye vuruyordu,
güya kendi işindeydi, ancak aniden hortumu dönderiyor onu kafadan tırnağa kibi
isladıyordu. Oysa islanacağını bilse de, kız ayaklarını yuyanda bakmakdan kendisini
tutamıyordu.
Bir akşam dut ağacının dibinde kız sordu. "Sizde gelini atlamı götürüyorlar,
ya arabaylamı?" Sanki öylesine, merak hatrına soruyordu, o ise kızın maksadının ne
olduğunu anlıyordu, yoksa neyine lazımmış gelinin neyle götürüldüyü? "Kışda atsız
getirmek zor, yollar geçilmez oluyor. Baharda, yazda ise arabayla". "İmkansız ya!
- kız diyordu. - O taraflardan görücü gelse, dügünü ne zaman yapacaklarını sormak
gerekiyor. Dügünü kışda yapacaklarsa, asla razı olmam, ben atdan korkuyorum".
Konuşuyor, gülüb kendinde keçiyordu, öyle gülüyordu ki, kiracılar pencerelerden
avluya boylanıyordular. Kızın şen, kayğısız gülüşleri beton döşemeli avluyu, çatısı
kır örtüklü evleri canlandırıyordu, ayağı kınalı kız sevinci, ferehi, yaşama aşkı,
arzusu ile avluya sığmıyordu.
Sabah işe giderken Nergizin avlu kapısının önünde sabırsızlıkla gezdiyini
gördü, onu bekliyormuş. Durağa beraber gitdiler, kız sakin kalmıyor, olta atıyor
ve o da yalnız şimdi kızın onu niye beklediğini anliyordu. Konu bulmuşdu, kesin
gece uyumamış, sabahın gelmesini bekliyordu, onunla görüşsün, yüreğini boşaltsın
deye. "Doğrumu sizlerde gelin kayınpederinin yanında kocasıyla konuşmuyor,
cocuğunu kucağına almıyor?" "Doğru, - dedi, - tek kayınpederinin değil, büyük
kayınlarının, yaşlı akrabalarının yanında da. Burda kabehet neymiş, anlıyamıyorum.
Yalnızken ne istiyorlar yapsınlar ya, şartmı mi kayınpederin yanında öpüşsünler?"
"Belli oldu, - kız onun dedilklerine önem vermiyordu, balığın oltaya geldiğine emin
olmuşdu, güvenlikle ipi çekiyordu. - Göz kaşla, işaretle konuşmak gerekiyor. Kısası
o taraflarda evlenen kız sağır-dilsiz elifbasını da öğrenmelidir. İş azmış, biri da
bu yandan çıkdı". "Bak, sana ne diyorum, - kızın çılpak kolundan yapışıb kızğınlıkla
diyordu. - Şimdi ben seninle babanın yanında öpüşe bilirimmi?"
- Benimle? - kız hayretle seslendi.
- Evet!.
- Sen benimle babam olmayanda da öpüşemezsin!
- Bilmem?
- Bilemezsin!
- Nasıl yani, ben eşimle...
- Deli! - kız sinirlendi. - Ben senin eşin miyim?
- Yani olsaydın da!
- Ne olsaydım?
- Eşim....
- Deli!
Sanki uykudan ayrıldı, neden konuşuyordu, niye kızın kolundan yapışmıştı,
anlayamıyordu. Kız ona o kadar yakındı ki, sıcak nefesi yüzünde gözünde geziyor,
kolundan bedenine sıcaklık akıyor, heyecanlanıyor, kızın bu kadar yakında olan
dudaklarından öpmemek için kendisini zor tutuyordu. Ansızın kız sinirlenmiş halde
kolunu onun elinden çıkartdı, kızın incidiğini düşünüp ona anlatmaya çaba gösteriryordu.
Öyle konuşdun kafam karışdı. Ne yapmalı, galiba ben kültüre doğru çok yavaş ileriliyorum.
Kız ise gülmekden kendini tutamıyor, kafasını arkaya eyerek bembeyaz dişlerini göstererek
gülüyor, durakda bekleyenler dönüb hayretle onlara bakıyordular. Gömleyini kabardan
memeleri, dinclik, gümrahlık yağan dişleri, saf gülüşleri onu daha da çekici gözteriyordu.
Kız nihayet gülüşüne ara verib gözlerinin yaşını sildi, düz diyorsun dedi, kesin kafanda
bezi hisseler kırıldı, döküldü, ben seslerini işitdim bile.
Böyle olmazdı, kızın cevapını vermeliydi her halde. Akşam kız onun odasına çay içmek
için geldiğinde anamdan mektup almışım dedi, yazıyor, ev sahibinin torunu güzel kızsa daha
ne bekliyorsun?
- Sen ne yazdın? - kız gülüşünü ara verdi, kendine mahsus yaramazlıkla sordu.
- Yazdım, güzel olmağına güzeldi, - az ara verdi, kız gözlerini ona dikib sabırsızlıkla
cevap bekliyordu, - ama Allahın belasıdı,susmak bilmez, sen onunla geçinemezsin.
- Öylemi? - kız sinirli sordu, altın gibi kızarmışdı.
- Gerçeği yazmışım, - kendini onun yerine koymuyordu, sanki kızın sinirlendiğini
hissetmemişti. - Peki ne yazayım? Yazayım melekmi, ipek gibi yumuşak karekteri var,
dili şekermi? -Nihayet kıza cevap vere bildiği için seviniyordu, yoksa sakin oturmuyor.
Payını aldı, daha sesi çıkmaz.
Kız sinirlenmişdi, konuşmuyor, hiç ona doğru bakmıyordu da. Kıza cevap vere bildiği
için kalbinde oluşan sevinç duyğuları ani geçib gitdi, kızın böyle incineceğini beklemiyordu,
ancak barışmak için bir laf bulub da söylüyemiyordu
Kızın onun yanına yeniden geleceğini düşünmüyordu, kız ise kin tutan deyilmiş, aynı gün
akşama doğru onun odasına geldi, bir demet kurutulmuş dağ çiçekleri getirmişdi. Durakda
satiyormuşlar, kız da dağ çiçeklrini sevdiğine göre almıştı. Çiçekler kurusalar bile
kokuları gitmemişti, nem kokan küçük odanın havası bir anda değişti, odayı dağ, kır kokusu
sardı,tanıdıq gelen kokular onu duyğulandırıyor, kalbinde hafif hasret baş kaldırıyordu.
Kız çiçeklrin yarısını ona bağışladı, yaramazlığı tutmuştu, gülüyordu. "Kararsızım,
- bu işde zorluk çekenler gibi diyordu. - Sizin taraflardan görücü gelen olursa, çiçeklere
göre razı olmak istiyorum. Oturasan balkonda, kırdan esen rüzgar dağ çiçeklerinin kokusunu
getire. Ama at binmeyi, sağırlar kibi konuşmamayı düşününce çiçek sevdasına son vermeye mecburum".
Bu günden başlayarak durağa birlikde gidiyordular, ilk çıkan kapıının yanında
bekliyordu. Otobüsü ilk gelen biniyor, yerdekine el salliyordu ve o kızın aralarındakı
söhbeti unutduğunu düşünmeye başlamıştı. Bu decel, erköyün kıza öyle alışmışdı, eger
kız ne zamansa universiteye gitmeseydi, o da evden çıkıb durağa tek gitmeyecekdi.
Yaramazlıklarına bakmayarak kız onun kalbinde kendisine yeryapmıştı.
Bir gün sabah erkenden kapının önünde kızı bekliyordu, kız nedense gecikiyordu,
koşa koşa geldi. Hiss eletdirmeden kızın koluna girdi, bir eli saçında olan kız ona
hayretle bakıyordu, onun bu zamana kadar kızın koluna girdiği olmamıştı.
- Benimle gider misin? - kızdan sordu.
- Nereye? - kız daha da hayretlendi.
- Köye.
- Avcunu yalarsın! - kız dilini çakarıb ona yanık veriyordu. - Unutdunmu? Ben Allahın
belasıyım,gevezeyim! Benimlegeçinemezsin!
Durağa kadar konuşmadılar, ilk onun otobüsü geldi, kızla vedalaşıb bindi, arkadakı
pencereden durakda dayanıb gülerek ona el sallayan kıza hasretle bakıyordu, sanki bahar
rüzgarları kızın saçlarını okşuyor, yüz gözüne dağıdıyordu.
Bu gece yatamadı, köydeki evlerini, anasını hatırladıkca kalbi sızliyordu, ana için
yalnız kalmak zor olacakdı. Düğün parasını toplayan gibi köye dönecek, bir daha anasını
tek burakmayacakdı.
Sabah işde tüm günü dalğın oldu, anasından dolayı tedirgindi, bir an olsun bele
unutamıyordu. İşden döndükden sonra teypi de açmadı ve akşam sabah bu şarkıya kulak
asmağa alışmış Nergiz hep olduğu gibi kapını vurmadan içeri girende ilk defa kıza
sinirlendi, bunu heç bir vakit kıza söylememişdi, bu kez kendini tutamadı.
- Kapıyı vurmak gerekir. Belki men şurda...
- Ne yapıyorsan şurda? - kız hayretle sordu.
- Çıplak geziyorum!
- Delisin?
- Niye? - gözlerini dikdi.
- Peki niye çıplak geziyorsun?
?lini yelleyip cevap vermedi. Teyp bozulmayıb, kıza anlatmaya çaba gösteriyordu,
köyle elaka da olmadı, telefon yokdu oralara, ancak hiss ediyorum. Onu hislerine inandığını
kınayan kız çay demledi, çay koyub onunla karşılıklı oturdu. Nese demek istiyor, ancak
demeye güclük çekiyordu.
- Sabah doğum günümdü, - nihayet dillendi.
-Gerçekdenmi? - Yalandan doğum günü olur mu?- kız kırık halde dillendi.
- Tebrik ederim!Peki,ne alayım sana?
-Doğum günü olana ne alayım sana diye sorulurmu?
Kızardı, sohbetleri bir türlü olmuyordu, kız gidenden sonra soyunub yatağına uzandı,
uyuya bilmiyordu, gözleri önünde kimsesiz, boşalan köy, intehasız köy kırları canlanıyordu.
Sabah avluda Nergize rastladı, kız onun işe gitmediğini anladı, çantası da sırtındaydı.
Köye gitdiğini söyledi, uykuma girdi, anamın başında nese bir iş var. Kız ona teselli
veriyordu, tedirgin olma, rüyayamı inanacaksın? Köye gidecek, göreceksin anan sağ salimdi,
hep olduğu gibi dincdir. O ise kızı dinlese de kalbinden kara kanlar akiyordu. Kızla
vedalaşıb hediyyen masanın üstündedi deyib çıkdı. Bir az gidib döndü, kızı kucaklayıb
kendisine sıkdı, başını kızın omuzuna koymuşdu, saçlarını sığallayıp, yanağından hafifce
öperek ayrılıb gitdi.
Bu o kadar ani oldu ki, kız kandisini kayb etti, yalnız kendisini toparlayandan sonra
oğlanın arkasınca söyleniyordu, dönünce , sana gösteririm, cezanı alırsın, saçını yolacağım,
azından iki saat soğuk suyla isladacağım! Böyle dese de oğlana sinirlenmemişti, kalbinde
garib hissler baş kaldırıyordu. İyi, git, gülerek dedi, saçını yolmam, suyla da islatmam,
sefere gediyorsun, affettim seni.
Postacının gelişi kızı hayaldan ayırdı. Köydeki komşusu oğlana teleqraf yollamış,
anası ölmüştü, defn etmek için onu bekliyordular.
Kız sarsıdı, oğlanın odasına geçti, boş odaya matem sükutu çökmüşdü. Masanın üstünde
kucağında cocuk tutmuş sahsıdan ana heykeli vardı, bu onun için idi. Kız aniden anladı ki,
oğlanı seviyor, onsuz dünya bomboşdu, hayat dayanılmaz derecede cansıkıcıdı. Ağlamamk için
dudaklarını bir birine sıktı, göz yaşları içine akıyordu.
Yakınlaşıb teypi çalıştırdı, İbrahimin tüyler ürperen sesi odayı sardı.
Anam, anam, qarib anam!
Sen yoksun yanımda,
Derdi kime yanam?
Dünya yalan!
Anam, anam!
Aslan Quliyev
Şerh Yazın / Oxuyun
**
Kimine ezab cekdirib,
Kimine kehf verdin,dunya.
Baxmadin aha,naleye.
Yaxsilari derdin,dunya.
Merdi oldurende guldun,
Namerd budreyende soldun.
Seytanin sozune uydun,
Yaxsini pis gordun,dunya.
Kasibi insan bilmedin,
Varli gorende bas eydin.
Alime qiymet vermedin,
Elmi yere serdin,dunya.
Dert ustune dert getirdin,
Ramizede dert cekdirdin.
Dert cekmek asandir dedin,
Hani senin derdin,dunya?
Ramiz Aliyev
Şerh Yazın / Oxuyun
**
GÖRÜŞ
Biz ki, unutmuşduq ilk mehebbeti,
Ah, bu qefil görüş kaş olmayaydi!
Menim gözlerimd? eşqin hesreti,
Senin gözlerinde yaş olmayaydi!
Men de bextiyaram, sen de bextiyar,
Bes bu h?sret nedir, --bu melal nedir?
Saxlama qoy gedim,
gözleyenim var,
Gedimmi?
Bir "he" de, o sual nedir?
Dayanma qarşimda günahkar kimi,
Men ki, günahini bağişlamişam.
Hele qelbi geniş adamlar kimi
Senin toyunu da alqişlamişam.
Bil ki, sevgilimd?n sene salam var,
İstesen erinle qonaq gel bize.
Menim ciy?rparam birce balam var,
Açar qapimizi elbeel size.
Niye zillemisen gözlerini sen?
Mene evvelki tek baxma, amandir!
Men ki, el çekmiçem mehebbetimden,
Qelbimi odlara yaxma, amandir!
Peşiman olmağin nedir elaci?
Yüz fikir bir borcu ödemez indi.
Men sene qardaşam, sen mene baci,
İlk eşqe tapmisan bir elac indi.
Yanmasin, ulduzum tez yanib sönse,
Vedesiz şadliği istemerem men.
Özgenin eşqine göz dikmekdense,
hesretin qoynunda can vererem men.
Sevcin, ezileyin, bir-birinizi,
Ayriliq dilesem dilim lal olsun.
Qolboyun, mehriban görende sizi
Menim şair könlüm qoy xoşhal olsun.
Şirin söz eşitsem dodağinizdan,
Bilin ki, sedasi ür?yimdedir.
Gelse körpe sesi otağinizdan,
Her xeyir-duasi üreyimdedir.
Pozmaram bir evin birliyini men,
Görsem ev yixilir, gedib quraram.
El elden soyusa, ürek ürekd?n,
Sizi eşqinize qovuşduraram.
Gel ne peşiman ol, ne qelbini six,
Çetindir o güne qayitmaq , ç?tin.
Evveli sevincdir, sonu ayriliq, --
Taleyi getirmir ilk mehebbetin.
Qoy bu ürek sözüm getmesin heder:
Meni sevirsense ismetini sev.
Men öz sevgilimi sevdiyim qeder,
Sen de öz erini qismetini sev!
Biz ki, unutmuşduq ilk mehebbeti,
Ah, bu qefil görüş kaş olmayaydi!
Menim gözlerimd? eşqin hesreti,
Senin gözlerinde yaş olmayaydi
Tofiq Bayram
Şerh Yazın / Oxuyun
**
HEYAT YAŞANANDAN SONRA...
Heyat yaşanandan sonra,
Qızlar sevilmemişden önce, gözel olur.
Xoşbextlik olmamışdan önce,
Bedbextlik olandan sonra gözel olur.
Yalançılar yalanları qeder,
Yalanlar üze çıxana qeder gözel olur.
Düşünceler azad olduqları qeder,
Insanlar düşüne bildikleri qeder gözel olur.
Yaradan yarada bildiyi qeder,
Yaradılan anlaya bildiyi qeder, gözel olur.
Cahiller bir yerde olanda,
Dahiler tenha olanda gözel olur.
Ağil imkanla birleşende,
Seviyye mühitle birleşende, gözel olur.
Qanunsuzluq heç kime tetbiq olunmayanda,
Qanunlar her kese tetbiq olunanda, gözel olur.
Medeniyyet her şey olanda,
Nifret heç ne olmayanda gözel olur.
Mehebbet ilk baxışda,
Ölüm son baxışda gözel olur.
Eybecerlikler adilenden sonra,
Gözellikler eybecer olana qeder, gözel olur.
24.10.2007.
Raqif Raufoğlu
Şerh Yazın / Oxuyun
**
GEL GÖRÜŞE(K)
Gel görüşek, sene bir az nifret edim, ayrılaq,
Yene menim sevmediyim geyimleri geyin, gel
Dayan, sene baxım,baxım, çıxım gedim, ayrılaq,
Ne men sene eyham atım, ne sen de ki, deyingen.
Ne ki menfi cehetin var, hamısın ver büruze,
Danış bütün beyendiyin oğlanlardan fikrini,
Meni ele usandır ki, gerçek olsun möcüze,
Deyiş bu daş yaddaşımda yaxşı qalan şeklini
Yene menim sevmediyim sürmelerden yax göze,
Başqasını sevirem de, bacar bir de üzük tax.
Ne olar ki, bu beş ilde birce defe bax söze,
Gel görüşek,
sene bir az nifret edim,
ayrılaq...
Raqif Raufoğlu
Şerh Yazın / Oxuyun
**
XOCALI
Babek,Nebi - yağır oldu dilimiz
Qem,hesretden sıralandı ilimiz
Harda,ne vaxt bükülmedi belimiz
Veten bölük, o tay, bu tay, hecalı
Xocalı
Bir millet var hele bilmir adını
Başa çekmiş yağısını,yadını
Kişisinnen qeyretlidir qadını
Menseb üçün günde yüz yol alçalır
Xocalı
Bir millet var bir amalı yoxdu yox
Bir ümmet var tanrısınnan qorxdu yox
Bir millet var,oyandı yox,qalxdı yox
Qarı düşmen yurd talıyır, bac alır
Xocalı
Hanı, biz ki xan erbabı, esildik
Tarixini qanla yazan nesildik
Qeyret adlı imtahannan kesildik
Alnımızda qara yazı-Xocalı,
Xocalı
Veten,veten yaraşırmı vay sene
Hesret bitmez hefteler ay, ay sene
Oğullardan yoxdu xeyir, hay sene
Pul yığmaqdan yoxdu vaxtı,macalı
Xocalı
Biz insanıq,körpe gözü oymarıq
Qocasına, qadınına qıymarıq
Bu qisası qiyamete qoymarıq
Sen qoynunda beslemisen deccalı
Xocalı
Yağı hemen,oyun hemen,mehr hemen
Bir milleti uyudan sirr,sehr hemen
Meğlub xalqın serkerdesi 'qehreman'
Veten darda, hele bütler ucalır
Xocalı
Bu qandallar sıxar bir gün qolunu
Uca mövlam silkeliyer qulunu
Bir gün bu xalq tapar haqqın yolunu
Bir gün bu xalq imanından güc alır,
Xocalı
Xocalı
25.02.2008
Şerahil Laçın
Şerh Yazın / Oxuyun
**
Azerbaycan mahnıları Türkiyede "anonim" kimi verilir
Ermenistanda ise ermenileşdirilir
Eldar Mansurovun mahnısı Braziliyada
Bestekar Eldar Mansurovun 90-cı illerin evvellerinde meşhurlaşan
"Bayatılar" kompozisiyası müğenni Brilliant Dadaşovanın ifasında
böyük şöhret qazandı. 10 il evvel "Melodiya" sesyazma studiyası
terefinden lente alınmış mahnını Braziliyanın San-Paulu şeherinde
yaşayan genc müğenni Monika Salmaso öz albomuna salıb. Caz stilinde
oxumağa üstünlük veren braziliyalı xanımın bu albomu süretle satılıb.
Musiqişünasların fikrince, albomun bele populyarlıq qazanmasına sebeb
mehz bizim musiqidir. M.Salmasonun diskinde birinci mahnı olan
"Bayatılar" ona tekce Braziliyada deyil, bütün dünyada böyük şöhret
getirib. Amma braziliya müyğennisi bu mahnını öz bestesi kimi teqdim edir.
Qeyd edek ki, Monika "Bayatılar"ı ifa eden ilk xarici müğenni deyil.
Avropanın en tanınmış sesyazma studiyası olan "Real Vorld Musiq" son
10 il erzinde bu kompozisiyanı 19 alboma daxil edib.
Bestekarın başqa bir eseri - sözleri şair Sabir Rüstemxanlıya aid olan,
caamat arasında "Qaçqınam, köçkünem" kimi tanınan "Halımı sorma"
kompozisiyasını türk müğennisi Nilgül "Ömürsüz sevdalar" adlı albomuna
başqa bir türk bestekarın bestesi kimi daxil edib.
Ermenilerin oğurladıqları
Ermeniler indiye qeder Azerbaycanın 13 müellif eserini, 12 milli oyun
havasını v? r?qsini, 6 xalq mahnısını ve xalq musiqi al?tini, öz adlarına
çıxıblar. Qeyd edek ki, menfur qonşularımız bestekar Qara Qarayevin
"Yeddi güzel" baletinden musiqi parçalarını, Emin Sabitoğlunun "Neylerem",
Tofiq Quliyevin "Sene de qalmaz", Elekber Tağıyevin "Sen gelmez oldun",
Aygün Semedzadenin "Mekteb illeri", Eldar Mansurovun "Gece zengleri",
"Melodiya", Behram Nesibovun "Ay qız", Oqtay Kazımovun "İndi meni tanımadın",
İbrahim Topçubaşovun "Söz olmasaydı", Rauf Hacıyevin "Saçlarına gül düzüm"
mahnılarını öz adlarına çıxıblar. Bu sıyahı Brilliant Dadaşovanın "Vokaliz"
kompozisiyası da daxildir.
Ermeniler musiqisi bestekar Fikret Emirova, sözlEri dramaturq Hüseyn Cavid?
m?xsus olan "Kor erebin mahnısı"nı da öz adlarına çıxıblar. Menfur qonşuların
daha çox canfeşanlıqla yiyelenmek istedikleri xalq mahnımız "Sarı gelin"
Ermenistanda diller ezberidir.
Qeyd edek ki, "Deli ceyran", "Xala Nargile", "Ay leli", "Sarı köynek" xalq
mahnılarımızı ermeiler öz xalq mahnıları kimi ifa edirler.
Türkiyeli müğennilerin "anonim" Azerbaycan mahnıları
Türkiyeli müğennilerin Azerbaycan bestekar mahnılarını "anonim" adı ile oxuması
da adi hal alıb. Bestekar Şefiqe Axundovanın "Neden oldu?" mahnısını İbrahim Tatlıses,
sözleri Zeynal Xelile, musiqisi Qenber Hüseynliye aid olan "Ay işiğında" mahnısını
Yıldız Tilbe, Elekber Tağıyevin Medine Gülgünün sözlerine bestelediyi
"Sen gelmez oldun" mahnısını Sibel Can anonim kimi teqdim edir.
Neşe Qaraböcek şair Memmed Arazın sözlerine Niyamedin Musayevin bestelediyi
"Dünya senin, dünya menim" mahnısını da anonim adı ile ifa edir. Neşe Qaraböceyin
musiqimize qarşı etdiyi hörmetsizlik bununla bitmir. "İtkin gelin" serialında
seslenen, sözleri Elibala Hacızadeye, musiqisi Cavanşir Quliyev? mexsus olan
mahnını da N.Qaraböcek istediyi kimi teqdim edir. O, bu mahnını ifa ederken
E.Hacızadenin yerine öz imzasını qoyur, bestekarın adını ise heç qeyd etmir.
Bundan başqa o, Firengiz Babayevanın "Gece yaman uzundur" mahnısını da
anonim adı ile teqdim edir.
Faiq Süceddinovun şaire Nuride Ateşinin sözlerine bestelediyi "Neylersen"
mahnısını da türkler anonim kimi oxuyurlar.
Yeri gelmişken, qeyd edim ki, bu mahnını ilk defe İlhame Quliyevanın ifasında
eşitmişik. Bu mahnını öz albomuna daxil eden İ.Quliyeva ise Almaniyada yaşayan
hemyerlimiz şaire Nuride Ateşiye istinad etmeyib. Bu ise qarşı terefin keskin
reaksiyasına sebeb olmuşdu. Amma nedense N.Ateşi türk müğennilerinin onun
hüquqlarını pozmasına heç bir reaksiya vermedi.
Türkiyenin "esenshop.com" saytında ise qeribe yazı ile rastlaşdıq. Bele ki,
bu saytda Tofiq Quliyevin "Axşam" mahnısı bele teqdim olunur: "Söz, muzik Tofik Guliyev".
Saytda azeri meyxanaçılarının "ecaib heyvanlara benzeyirsen" dueti ise
"anonim (azeri) kimi teqdim olunur.
Az?rbaycan xalq mahnısı olan "Almanı atdım xarala", "Bu dağda ceyran gezer",
"Bu dağdan aşmaq olmaz" mahnılarını nedense türk senetçileri "anonum" adı ile
seslendirirler. Türklerin "azerievi.com" saytında "Alagöz" mahnısı da anonim
kimi qeyd edilib.
Azerbaycan Müellif Hüquqları Agentliyinden
verilen melumat göre, oğurlanan eserlerin arasında Üzeyir Hacıbeyovun
"Arşın mal alan", ve "Meşedi İbad" operettalarından ariyalar ve musiqi
parçalarına xüsusi yer verilir.
Agentliyin hüquq şöbesinin müdiri Xudayet Hesenli bizimle söhbetinde artıq
Türkiye terefi ile bu meselelerin yoluna qoyulduğunu bildirdi. O, medeniyyetmizin
en idbar oğruları olan ermenilerle bacara bilmediklerini açıq etiraf etdi:
"Her defe bu hallarla rastlaşanda biz Ümumdünya eqli Mülkiyyet Teşkilatına resmi
qaydada müraciet edirik. İndiye qeder etdiyimiz müracietlerin heç bir neticesi
olmayıb. Hele 2004-cü ilde Brilliant Dadaşovanın ifa etdiyi "Vokaliz"i ermenilerin
öz adına çıxması ile elaqedar hemin teşkilata müraciet etdik. 2007-ci ilde ise
Fikret Emirovun "Kor erebin mahnısı", Tofiq Quliyevin "Sene de qalmaz" bestelerini
ermeniler menimsedikleri üçün yeniden adıçekilen teşkilata müraciet etdik. Lakin
bu müracietler de cavabsız qalıb".
Türkiyeli müğennilerin mahnılarımızı anonim oxumalarına etiraz etdiklerini deyen
X.H?s?nli artıq bu sahede bir balaca irelileyiş olduğunu söyledi: "Müellif Hüquqları
Agentliyi 2000-ci ilde Azerbaycan müelliflerinin 3 mine yaxın eserini, folklor
nümunelerini ı ve xalq reqslerinin elektron variantını Türkiyeye göndermişik".
Türkiye ile Azerbaycan arasında müellif hüquqları ile bağlı hökumetlerarası saziş var.
O sazişe uyğun olaraq her hansı müellif resmi qaydada qonşu dövletin müellif hüquqları
agentliyine müraciet edib iddia qaldıra biler.
Braziliyalı cazmenin bestekar Eldar Mansurovun "Bayatılar" kompozisiyasını oğurlaması mle
bağlı MHA-nin adıçeklien teşkilata ünvanladığı müraciete de reaksiya veren olmayıb.
Bu ilin ortalarında Ümumdünya eqli Mülkiyyet Teşkilatının xetti ile tedbir keçirmek
planlarından danışan X.Hesenli bu tedbiri Bestekarlar İttifaqı ile birge teşkil
edeceklerini bildirdi.
Qeyd edek ki, her bir müellifin hüquqları hetta onun ölümünden sonra 50 il müddetinde
qorunmalıdır. Avropa ölkelerinde bu müddet 100 ildir.
_________________
O yerdeki, kiçik adamların böyük kölgeleri emele gelir, orada güneş batır demekdir..
Baku Dovlet Universiteti/Beynelxalq Munasibetler Fakultesi
Makaleyi gönderen: Şahin Ceferov
Şerh Yazın / Oxuyun
**
ÜZÜME
Bir eşq sahilinde qaldı izlerim
Bir eşq denizine daldı sözlerim
Hesret dolu bulud oldu gözlerim
Damla-damla yaşlar tökdü üzüme
Men şekline şeklin de mene baxdı
Qelb susmadı dodaq sözler buraxdı
Başımın üstünde şimşekler çaxdı
Ayrılıq dumanı çökdü üzüme
Her gece bir canlı xatire soldu
Her gece üreyim derd ile doldu
Ayrılığın her gece ressam oldu
Sensizliyin resmin çekdi üzüme
2006
Şahin Ceferov
Şerh Yazın / Oxuyun
**
SENSİZLİK ÇİÇEKLERİ
geceyi yıpratan sensizliğe
adımlıyorum
sonsuzluğa doğru uzanan yolla
bu hep böyle mi olacak?
düşünürken
karanlık dünyamı saran
yildizlar yeşerir hayatımda
kala kaldım,
kollarım boşaldı, üşüdüm
chok yiprandim
bu ıssızlıkta
yalnızlık mı acıtan içimi?
sensizlik mi dindiren beni?
sevgisizlik mi inciten kalbimi?
bakıyorum yıldızların sardığı
gök yüzüne
duyuyorum caresizleye konan
ishigi yüreğimde
yoksa o sen misin
yeni açan bir çiçek gibi
ruhumu aydınlatan?
yüreğimi de ben gibi benden alan?
Gülnar Atakişiyeva
Şerh Yazın / Oxuyun
**
MENDEN AYRILIQ İSTEME!
Bu eşq yurdsuz quşa döner,
Qem, keder yağar üstüme.
Ürek duymaz daşa döner,
Menden ayrılıq isteme!
Üreyini açma yada,
Sevgimizi atma oda.
Hardan çıxdı bu elvida?
Menden ayrılıq isteme!
Bu ne arzu, bu ne istek
Hesret zalım, men ise tek.
Üreyine merhemet ek,
Menden ayrılıq isteme!
Bir qulaq ver ,meni dinle,
Xezan olar, gedişinle.
Biz ki, bir üreyik senle,
Menden ayrılıq isteme!
Uyma taleyin emrine,
Xeyanet qatma ömrüme.
Ecelle dost olsan,yene,
Menden ayrılıq isteme!
Afiq Ağdami
Şerh Yazın / Oxuyun
**
yene yox ses-soragin.sessizce getmişen heç ne olmamış kimi.
ömrümün sahibi, bes, indi sahibsiz ömrüme men sensiz nece sahiblenim?
sualim da cavabsız ve sessiz.
sensizlikle baş-başa oturmuş,sensizliyi de sensiz yaşayıram. sensizlik
soyuq, hem de sessiz.
gülüşüme seviner, kederime kederlener,gözlerin dolumsunardı.
sevincim sönük,kederimse qeherli ve hem de sessiz
senli xatirelerimi xatirleyir, xatireleri sensizken yeniden yaşamaq
isterem,xeyal olsa bele.
o xatireler de xeyal olmuş ve yene de sessiz.
gecelerim ulduzlu, aylı, gündüzlerim guneşli, güneşin heyatımıza saçdığı
ışıqla ve senle beraberdi.
indi gecelerim de gunduzlerim de senden sonra sensiz meni saran qara
buludlara qerq olmuş
Onlar da sessiz
bağçamızda mene ekdiyin sevgi güllerimiz...
güllerimiz de sensizliye alışmamış, başlarının aşağı dikmiş,
boyunlarını bükmüşler.
sevgimizden qıdalanar,qonçeler taybatay açardi.
eh bu sessizlik
sene oxunacaq butun mahnılar da susub,sessiz onlar da
bu seven üreyim de sessiz,sevgile dolub daşmasına rağmen
heyatıma sevgile yazdıgın izler, sevgile dediyin sözler, sevgile baxılan
gözler ve sevgile döyünen ürek çırpıntıları da senden sonra susmuş...
sessizlik...
yavaş-yavaş sahibsiz ömrüme sahiblenirem.ancaq deyesen, soyuq, sonuk,
qeherli, xeyal, başı aşağı,boynubukuk sensiz ve sessiz ömrüme
niye senden sonra bu qeder sessiz?
sensizlik ve sessizlik
Gulnar Atakişiyeva
Şerh Yazın / Oxuyun
**
BERFİN
- Baki'nin gözel ceyranı için -
bu gün kar yağır
baki'ya aşıq yolların kenarında sıra sıra
berfin açır,
şahta ruhumda sınır qapılarının
soyuk elleri
açarını itirmiş zemheri zamanın yaqasından tutur
söyüşereq
axırıncı göyerçin de konanda isti kağızın üstüne
qelem nece qeşeng raqs edir baxmalisan
asta asta yaz odunun geldiyini hiss edirem
çiçeklerin sakitliğinden
men burada narlara soruşuram
niye danelerin hemişe aldır qanım kimi
niye baki'daki qızın paltarında eqsedir
meni özümden köçüren bu Güllü mugamları
axı, men seni niye cox sevirem bele deye soruşanda
bütün mesefeler ağlaştı dunen axşam
gece koyu bir yuxusuzluyun elinde kövreldi
ölümsüzleşdirdim heç bitmez xesretimi
orda kar yağır bu gün, cırıq bir ümid içinde
dalların gilas basmasını gözlüyrem, sonra
bir yay boyunca pıçıldarsan kulağama
sevdiyimiz sozleri
heç vaxt göy üzünü gülür görmemişem
sen gelmeden evvel üreyime, indi
primulalar, ağ zambaqlar açır
buludların kollarında
güneş kimi gözel dost meni çağırır
gazel gazel "ölürem men", teqce o ağlayır
mahnıların peşi sıra
eşk körpüsünden keçmişiq bir defa bacım
bu dağları aşarıq nece olsa biz birge
uduzmayıq zamana
A.Uğur Olgar
Şerh Yazın / Oxuyun
**
ÖLDÜK ŞİİR DOĞUMLARINDA
şebnem, gamzesinde gülüyordu yaşamın
yüzü çukurlanıveriyordu sık kez, şaire
düşmek kalıyordu salt mavi tonunda aşklara
(şiir nikahlarının kıyılacağı masalar, nereye
konulabilir ki denizin kıyı ile öpüştüğü
o derin el çizgisinden başka)
üstelik pengueni kuştan sayarak sağdıç yaptık nedense,
frak giydirdik, ayakta kal dedik insan gibi
- insan güzeldir çünkü / özeldir yaratılışta -
nedimeyi sorduk güney kutbundan deliren rüzgarlara,
es geçtiler sırtlarında baygın güneş
kuş gözünden çıktı uzak beyazın yorgunluğu
sağaldı sanatoryum çekildikçe yeşilin kalbine
(baktım yurdumun güneşi hasta ziyaretine geliyor her gün,
pencereden sıcak öpüyor)
ve şahitlik yaptık
gül çiçeklerine konmuş tüm kelebekleriyle
kanatlandırdık dünyanın altını üstünü
öldük şiir doğumlarında..
A.Uğur Olgar
Şerh Yazın / Oxuyun
**
ZAMANA KARŞI
uzanır coğrafyamın ucunda bir nehir
uçuruma çağırır beni
hızla kaybolan çorak ülke
ayaz sızar bacadan
dipsiz kıyıların derinliğine
kırdık zamanın kadehini
saçlarının gece renginde
kızılcık şurubu yudumlarken
her yeni güne
gözlerine bakarak
mayhoş bir elma tadında
bıraktık zamanı
Mehmet Oktan / Mersin - Türkiye
(Andız Dergisi, Sayı: 12 )
Şerh Yazın / Oxuyun
| |
|